9/5/2007 - NURCULARIN VE AKP'NİN BOP İÇİNDEKİ YERİ |
Nurculuk ve Fethullah Gülen Vakası
Bilindiği gibi, 31 Mart Vakası, Nakşilerin ve değişik kesimlerden yobazların destek verdiği bir "Gerici İsyanı" olarak tarihe geçmiştir. 31 Mart Vakası'nın gerici kahramanı(!) Derviş Vahdeti, Nakşibendi tarikatından idi. Derviş'in çıkardığı "Volkan" gazetesine Saidi Nursi(kürdi) de yazıyordu. 1924'te hilafet kaldırılınca, İngilizlerin organize ettikleri Şeyh Sait isyanı başladı(1925). Bu olayda Nakşiler, doğuda birçok Türkmen-Alevi köyüne baskın yapmış, yakıp yıkmıştır. 1930'da Menemen'de ayaklanan yobazlar da öğretmen-yedek subay Kubilay'ı şehit ederek başını kesip sokaklarda dolaştırdılar. Bu isyanın başındaki Derviş Mehmet de Nakşibendi tarikatındandı.
31 Martçı Saidi Nursi(kürdi), 1925'te Şeyh Sait isyanıyla mahkum olmuştu. Saidi Kürdi, Nakşiliğe dayanan Nurculuğu yaymaya çalışan bir laiklik ve cumhuriyet düşmanıydı. Aslında hareketin özünde Türk düşmanlığı yatmaktaydı.
İşte Saidi Kürdi’nin takipçisi Fethullah Gülen de bu ekolün devamcısıdır. Derviş Vahdeti ve Saidi Nursi(Kürdi)’nin üstlendiği misyonu(!), günümüzde AKP ve Nur cemaati üstlenmiş görünüyor...
Önüne böylesine büyük(!) bir hedef koyan ve amaç edinen Fethullah Gülen, 1957 yılında Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman(!) Saidi Nursi'nin adamı Muzaffer Arslan'ın sohbetlerinde Risale-i Nurları tanır ve bir daha da bu sohbetlere katılmaktan geri kalmaz!.. F.Gülen, daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı kadrolarında çeşitli görevlerde bulunur... M.Şevket Eygi, gibi kişilerle aynı kulvarda, dini alet ederek siyasi mücadele verir!..
11.03.1966'da Kırklareli'nden İzmir merkez vaizliğine tayin edilen Fethullah Gülen, kendi deyimi ile, izine ayrılıp “küçük bir Türkiye seyahati”ne çıkmış ve “çeşitli yerlerdeki dostlarını ziyaret etmiş”tir. Seyahati 40 gün kadar sürmüştür. Halbuki izin süresi 20 gündür!.. Bu süre içinde hocaefendi(!) neler yapmıştır?..Kendisinin bu "çeşitli yerlerdeki dostları" kimlerdir acaba?.. Ve 20 günlük resmi izin, 40 güne nasıl çıkarılmıştır?..
Nurcular ülkemizde bir asırdır örgütleniyorlar.Devleti ele geçirme sürecinde,şimdi sıra parçadan bütüne doğru gitmeye geldi!
Ve “Abant Platformu”
Gayet açıktır ki, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ile bölgede "ılımlı İslam" tasarımında Türkiye'nin "aktör" olmasını en iyi sağlayacak insan(!) Fethullah hocadır!.. ABD'nin planlarına göre; "Ilımlı islam" tasarımı, BOP'un marş motoru ve Fethullah Gülen de bu motorun anahtarıdır!
Washington'da düzenlenen Abant Platformunda Nakşiler, Nurcular ve Süleymancılar tarafından, M.Kemal ATATÜRK'ün kurduğu laik cumhuriyet tartışılmış(!) ve BOP çerçevesinde Afganistan'ın, Irak'ın, Mısır'ın, Özbekistan'ın, Azerbaycan'ın vb. ülkelerin örnek alacağı "din eksenli" cumhuriyete geçiş yolları aranmıştır! Yani onlara göre sorun, "laik Cumhuriyet"tir!.. Çünkü "Abant Grubu" denilen misyonun amacı da; "ABD'nin bölgedeki emperyalist çıkarlarına ideolojik bir destek sağlamak"la ilgilidir!
ABD'nin ve F.Gülen Hocaefendisinin kuklası olan Başbakan R.T.Erdoğan ise, ABD hakimiyetindeki Yeni Dünya Düzeni'nin "Büyük Ortadoğu Jandarma Komutanı" olmaya taliptir!
Türkiye, 24 Ocak 1980 kararları ile Liberalizme geçerken, 12 Eylül darbesi ile sistem buna uygunlaştırılır, 1990 yılından itibaren de "küresel"leşir, ABD destekli Gülen okulları ile de (sözde) "Türk Emperyalizmi" görüntüsü yaratılmaya çalışılır... İşte bu aldatmaca neticesinde bugün hala bazıları,"yahu ne istiyorsunuz bu hocaefendiden? Adam bizim misyonerliğimizi yapıyor,dünyanın her yerinde Türk(!) okulları açıyor" gibi bir safdillik, daha doğrusu gafillik içerisindeler...
"Çağdaş Roma İmparatorluğu" denilen ABD, BOP'u müslüman coğrafyasında hayata geçirmeye çalışırken, F.Gülen ve ekibinin himaye görmesi bir rastlantı değildir. F.Gülen ve cemaati yıllardır ABD tarafından desteklenmekte ve kullanılmaktadır. Bugün F.Gülen ABD'deki çiftliğinde(cemaate ABD tarafından tahsis edilmiştir), FBI'ın korumasında yaşamakta ve cemaatini yönetmektedir!
Büyük Ortadoğu Projesi(BOP):
Büyük Ortadoğu Projesi(BOP); ABD'nin batıda Fas, doğuda Moğolistan, kuzeyde Çeçenistan, güneyde Yemen'i içine alan geniş bir "islam coğrafyası" tasarısıdır. BOP'un üç boyutu vardır: Birincisi ekonomik olanıdır ki, G-7 ülkeleri içinde tartışılıyor. İkincisi siyasi boyutudur ki,ABD ve AB ülkeleri arasında tartışılıyor. Üçüncüsü ise askeri olanıdır ve bu da NATO Konseyi'nde ve komuta merkezinde tartışılmaktadır.
ABD'nin ve AB'nin hakimiyet kurmak için bir harman yerine çevirdiği Kıbrıs da bu projenin taşlarından birisidir!..
---Başbakan Erdoğan, Bush ile 28 Ocak 2004'te Beyaz Saray'da yaptığı görüşmenin ardından, "Türkiye'nin, sınırları genişleyen ve demokratik değerlerin yerleştirilmesi öngören bu projeye destek verdiğini, Türkiye'nin projede anahtar rol oynayacağını" söyledi!
---ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 1 Nisan 2004'te verdiği ropörtajda "Neden Türkiye gibi bir islam ülkesi, Türkiye'deki gibi bir demokrasi olmasın?" şeklindeki sözleriyle, Türkiye'yi "ılımlı islam"ın modeli olarak gördüklerini ifade etti!
ABD ve AB Emperyalizmi, sömürüsünü idame ettirmek amacı ile, “dünyada birlik ve barış” amacı göstermek için, "dinlerarası diyalog ve hoşgörü" oluyormuşcasına, İbrahimi kökenli semavi dinler olan; Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık arasında uzlaşı sağlar gözükmektedir. Bu inançların dinsel simgeleri olan Davut yıldızı, kippa(bere), haç, türban(ki aslında İslamla bir alakası yoktur) gibi sembollerin istenen tarzda(kendi ülkeleri hariç) bulundukları bölgelerinde kullanımına hoşgörüyle bakılmıştır. "Davut Yıldızı-Haç-Hilal" ya da "Haç ve Gül" birlikte, emperyalizmin geleneksel birlik simgesi olarak kullanılmıştır.
Türkiye Türkleri’nin 1923'de Cumhuriyet ve Atatürk devrimleriyle başlattıkları uluslaşma süreci, bilhassa 1950'den itibaren inkitaya uğrar. O günden beri "karşı devrim" devam etmektedir. 2002 yılında AKEPE iktidarının işbaşına gelmesiyle, karşı devrim süreci hızlandırılmıştır. Bugün Türkiye, "Türk kimliği"nden ve "Cumhuriyet kimliği"nden "islami cemaat kimliği"ne çevrilmek istenmektedir!.. AKEPE Hükümeti, “Yeni Osmanlıcılık” ile Cumhuriyet sistemini karşı karşıya getirerek, İslam rejiminin rövanşını bu çatışmada almak istemektedir!
Başbakan Erdoğan'ın, laikliği "farklı inanç ve değerlere eşit mesafede olan devlet" diye tanımlamasından da anlaşılacağı üzere Erdoğan, şeriatçıların önündeki(eğitim alanında olsun,hukuk alanında olsun) engellerin kaldırılmasını istemektedir ve laikliği de bu çerçevede kullanmak istemektedir.
ABD'nin de Türkiye için istediği model; daha bireysel ve post modern, ılımlı bir İslami devlet ve laikliğin de olduğu bir sistemdir. Tabi bu laiklik, ABD'nin uygun gördüğü bir laikliktir! Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın tanımlamasını yaptığı “laiklik” gibi…
8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Türk ekonomisini dünya tekellerine açması sayesinde "Anadolu kaplanları(!)"nın ortaya çıktığını ve şeriatçı sermayenin doğduğunu görmekteyiz. Bu yapı, "soft İslam" anlayışını da beraberinde getirmiştir. Anadolu kaplanları(!)nın ortaya çıkmasıyla, Anadolu'dan çıkan bu iş adamlarının, sadece sanayi ve ticaret alanında değil, şeriatçı faaliyetler gibi başka alanlara da finansman sağladıklarını görmekteyiz. AKEPE de "İslam, demokrasi, laiklik" konusunda, geçmişte Özal'ın(daha öncesinde de Menderes'in) açtığı yolda ilerleyerek “ABD'nin ileri karakolu olma” görevini yerine getirmektedir.
Washington'da düzenlenen Abant toplantısı da göstermiştir ki, ekonomi ve dış politikadan sonra laik cumhuriyet rejimi de ABD'de biçimlendirilmek istenmektedir!
Nurcular ve Fethullah Gülen'in Siyasi Etkisi:
F.Gülen'in "benzeme benzet" stratejisinde, geleneksel takiyyecilikten farklı olarak değişik alanlarda görev alacak nur cemaatinden bir kişi(ister kadın olsun,ister erkek), o alanda diğer çalışanlar gibi giyinip ve taktiksel olarak da onlar gibi davranmak zorundadır. Hoşgörülü ve uzlaşmacı gibi görünüp, zamana yayarak kendi görüşlerini empoze etmektedirler.
ABD, F.Gülen'in vasıtası ve AKEPE'nin kanalı ile dincileri,kürtleri ve kürtçüleri kullanmaktadır.
İslam coğrafyasında, ABD birinci dönem yayılmacılığını DP iktidarı ile yapmıştır. İkinci dönem yayılmacılığını da Özal ve onun devamında da Fethullah cemaati ve AKEPE iktidarı ile yapmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede etkin rol alan ABD, daha sonra ise "Yeni Dünya Düzeni" ile hakimiyetini kurmuştur.
AKEPE'nin 03.11.2002'de hükümet olması, sadece siyasal islamcıların değil, ABD yanlısı bir blokun da iktidar olmasıdır! 19.yy başından beri ülkemizde ajanları vasıtasıyla faaliyette bulunan ABD, şimdi ise AKEPE iktidarı ve yerel yönetimleri ile F.Gülen cemaatinin de marifet(!)iyle, Özal'ın ve daha öncesinde de Menderes'in başlattığı "liberal-muhafazakar-demokrat"lığa uygun din anlayışının reformlarını bitirmeye çalışıyor. Tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de küreselleşmeye uygun olarak yeniden biçimlendiriyor!
ABD ile içiçe olan İngiltere ve İsrail'in de destekleyicisi olduğu, Türkiye’yi "eksen ülke" yapacak olan BOP'un hedefleri; "İsrail'i korumak ve kollamak, ABD'nin bölge ülkelerini sömürmesi ve petrolleri kontrol etmesi"dir!
Sonuç:
Aslında konunun özeti yine yazımızın içinde de geçen şu satırlardadır: "Emperyalist Batı(ABD,AB,İsrail)'nın Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika'da hegamonya kurma projesi olan BOP'un marş motoru ılımlı islam, bu motorun kontak anahtarı ise F.Gülen ve cemaatidir!"…
Kaynaklar:
1. İsmail Onarlı, “Washington’da Bir Abant Toplantısı” adlı makalesi.
2. Sina Akşin, 31 Mart Olayı, Sinan Yay.
3. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihimiz, Kara Kuv.Kom.lığı Yay.
4. Devrim ve İlkeleriyle Atatürk, Genel Kurmay Yay.
5. Abdullah Manaz, Dünyada ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık
6. Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, Doğu-Batı Yay
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
9/5/2007 - ABD, ILIMLI İSLAM VE TÜRKİYE |
Sevgili okurlarım anımsayacaklar, gecen hafta Clinton'un My Life (Yaşamım) adlı kitabından Türkiye ile ilgili önemli bölümleri çevirerek aktarmıştım.
Bu bölümlerden çıkan sonuçları şöyle özetleyebilirim:
- ABD, Balkanlar'da oluşturduğu barışın ekonomik meyvelerini toplamak istemektedir.
- Türkiye'yi, Yirmibirinci Yüzyıl'ı etkileyecek önemli ülkeler arasında ve gelişmekte olan on ekonomi içinde görmekte, ekonomik çıkarları açısından Türkiye pazarını önemsemektedir.
- Türkiye'nin laik, Müslüman ve demokratik kimliğini önemsemekte, yani laikliği vurgulamakta, Orta Doğu, İslam radikalizmine teslim olduğu takdirde, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'nin Avrupa için bir "savunma mevzii" olacağını düşünmektedir.
Görüldüğü gibi, Clinton döneminde ABD, Türkiye'yi laik ve demokratik bir Müslüman ülke olarak görmekte ve bu kimliği ile Orta Doğu'daki radikal siyasal İslam ile Avrupa arasında bir "tampon" oluşturduğunu düşünmektedir.
Değişen Amerikan Politikası
Bush yönetimi iktidara gelince, preemptive preeminence (öncelikli üstünlük) adını verdiği, Türkçe'de "önleyici müdahale" anlamını taşıyan bir yaklaşımla yeni bir dış politika oluşturdu.
Buna göre Amerika, "küresel tehdit" algıladığı yerlere, bu tehdit oluşmadan önce de müdahale edecekti.
Yeni muhafazakarların (neo-conservative) oluşturduğu bu politika, küresel teröre karşı, ABD'nin dünya hegemonyasını öngören bir yeni stratejiyi ifade ediyordu.
Bu dış politika değişikliği Türkiye'ye biçilen rolü de etkiledi:
Türkiye artık Batı ile klasik Orta Doğu bölgesi arasında bir "savunma mevzii" "bir tampon" değil, "Genişletilmiş Orta Doğu" için, yani Kuzey Afrika'dan Çin sınırına kadar kapsanan bir geniş bölgede, ABD'nin bir "saldırı üssü" olacaktı.
Nitekim bu politika değişikliğinin somut sonuçları Irak savaşı sırasında Türkiye'de bütün ağırlığıyla yaşandı.
Daha da yaşanacak.
Ilımlı İslam: Amerikancı İslam
Türkiye'nin rolü, bir savunma ülkesi konumundan bir saldırı üssüne doğru değiştirilince, radikal siyasal İslam'ı tecrit etme açısından, devletin nitelikleri de yeniden gündeme geldi.
Tam bu noktada, ABD'nin radikal siyasal İslam'a karşı bir silah olarak kullanacağı Türkiye, karşı taraftan daha az tepki çekecek bir kimliğe kavuşturulmak istendi ve içerdeki siyasal oluşumların da desteğiyle, ortaya Ilımlı İslam modeli çıktı.
ABD'yi "şeytan" olarak niteleyen, Orta Doğu kaynaklı ve İran destekli klasik radikal siyasal İslam'a karşı, ABD ile birlikte hareket edecek bir İslam, "Ilımlı İslam" olarak ortaya atıldı.
ABD'nin bu strateji değişikliğinden kaynaklanan ve Türkiye'ye empoze edilmek istenen "Ilımlı İslam modeli", hiç kuşkusuz, laik bir düzenden geriye gidişi gerektiriyordu.
Bu eğilim, Türkiye içindeki İslamcı (şeriatçı) eğilimlerle de buluştu ve ABD ile Türkiye içindeki bazı siyasal grupların ittifakı, Ilımlı İslam olarak ortaya çıktı.
Oysa bu ittifakın iki büyük engeli vardı.
Birinci engel, "Ilımlı İslam" anlayışının, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan (ve AB ile de uyum içinde olduğu son AİHM kararı ile saptanmış olan) laiklik ilkesi ile çatışma halinde oluşuydu.
İkinci engel ise, ister laik olsun, isterse Ilımlı İslam, Türkiye ile ABD'nin, Genişletilmiş Orta Doğu Projesi bağlamında gerçekleştirecekleri saldırı ortaklığının İslam Alemi'nde yaratacağı tepkiler ve Türkiye'deki İslamcıların bu tepkiler karşısında savunmasız kalacakları gerçeğiydi.
Yani Ilımlı İslam modeli, ABD'nin sandığının tersine, İslam Alemi açısından da Türkiye'nin iç dinamikleri bakımından da, ABD'nin çıkarları ve stratejisi bağlamında olumlu bir sonuç vermeyecekti.
Nitekim vermiyor da!
Ama, ABD bunu ne zaman görecek, bilmiyorum doğrusu.
Emre Kongar
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
9/5/2007 - AMERİKA'NIN KÜRESEL DİN PROJESİ |
Küreselleşme daha doğrusu küreselleştirme sürecinde artık siyasetten ekonomiye, kültürden sanata, gündelik tüketimden davranış kalıplarına kadar hemen her alandaki farklılıklar buharlaş(tırıl)makta, yerini küresel devlerin hatta onların da tepesinde yer alan Amerika’nın dayattığı tarzlar almaktadır.(1)
Artık Amerikan kültürü “küresel tek–kültür” olarak her yerde kendi tahakkümünü dayatmaktadır. Avrupa Ortak Pazarı Başkanı olduğu sırada Fransız devlet adamı Jacques Delors, Amerikan tahakkümünü dramatik bir biçimde dillendirmişti. Delors şöyle diyordu: “Amerikalı dostlarımıza sormak isterim: Bizim var olma hakkımız var mıdır? Geleneklerimizi, mirasımızı, dillerimizi korumaya hakkımız var mıdır?...”(2)
Ancak henüz dinî farklılıklar, küreselleş(tir)me sürecinde “küresel mono–kültür” karşısında çok önemli bir istisna olarak varlıklarını korumaktadır. Başka deyişle küreselleş(tir)me sürecinin karşındaki en büyük engel dinî farklılıklardır. Bu nedenle ABD başta olmak üzere küresel devler, “küresel bir din” oluşturmak için de çalışmalar yapmaktadır.Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Orta Asya Masası araştırmacılarından Mehmet Seyfettin Erol’un da belirttiği gibi “Hollywood filmleri, Coca–Cola, McDonalds bu ortak kültürün (bizim ifademizdeki küresel mono–kültürün) en belirgin göstergeleridir. Bu noktada özellikle gençliğe yönelik global kültüre doğru bir sürükleme var. Dil olarak İngilizce artık bir dünya dili olarak kendini kabul ettirmiş durumda. Arkasından ekonomik olarak komünizmin iflasıyla birlikte, liberal ekonomi hakimiyetini ilan etmiş durumdadır. Geriye ortak inançlar (din) kalıyor ki bu noktada da arayışlar ve çalışmalar devam ediyor. Nitekim, dinler arası diyalog bunun bir sonucu... Dünya tarihine bakıyorsunuz, en temel ihtilaflardan birisi de din. İşin sanırım önemli, son noktası olarak da bu kaldı. Artık bundan sonra bu hadise üzerine yoğunlaşılacak.”Küresel din projesinin merkezinde doğal olarak küresel devlerde egemen din olan Hıristiyanlık vardır. Yahudilik, evrensel değil ulusal bir din olduğu için küresel din projesinin merkezinde yer almaz. Buna göre küresel din, Hıristiyanlık merkezli bir dindir. Küresel din projesi çerçevesinde Hıristiyanlığın dışında kalan dinlerin Hıristiyanlık içinde eritilmesi amaçlanmaktadır. Küresel din projesini gerçekleştirmek için ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri, Müslümanların karşısına iyi polis–kötü polis rolleri ile çıkmaktadır.
Amerika, boynumuza haç takmamızı ve sömürüye razı olmamızı istiyor:
ABD bu süreçte Müslümanları kabaca ikiye ayırmaktadır. Amerikan projelerini açık seçik bir biçimde sorgulayanlar, “fundamentalist/ radikal Müslümanlar” olarak tanımlanmaktadır. Amerikan projeleri ile uyum içinde olan Müslümanlar ise “liberal/ılımlı Müslümanlar” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre örneğin Suudi Arabistan ile Salman Rüşdi gibi “şeytan ayetleri iftirası”nı savunan Pakistanlı profesör reformist ilahiyatçı Fazlu’r–Rahman da “liberal/ılımlı Müslümanlar” kategorisine dahil edilmektedir. Çünkü her ikisi de Amerikan çıkarlarına sadakatle bağlıdırlar. Buna karşılık Amerika’nın zulüm ve tahakkümünü sorgulayıp, masumların ve mazlumların haklarını savunan Müslümanlar, ister Gandhi tarzı pasif direnişte (sivil itaatsizlikte) bulunsun, ister nefsi müdafaa için Filistin’de olduğu gibi silahlı eylemde bulunsun fark etmez “fundamentalist/ radikal Müslümanlar” olarak yaftalanmaktadır.(3)
Bu çerçeveye göre sömürgeciliğe ve misyonerliğe direniş bile Batılılar tarafından “politik ve dinsel fanatizm” olarak algılanmaktadır. CIA bağlantılı düşünce kuruluşlarından RAND’ın ünlü yazarlarından Graham E. Fuller, Ian O. Lesser’in belirttiğine göre “Bir kültür olarak İslam, sömürgeciliğin, içine nüfuz etmesine nispeten daha fazla direnmiş; sömürge döneminde, Hıristiyan misyonerler Müslüman topraklarında pek etkili olamamışlardı. Avrupalılar, bu direnişi hemen politik fanatizmin olduğu kadar dinsel fanatizmin de kanıt olarak kabul ettiler.”(4)
Buna göre fanatik ve fundamentalist sayılmak için sömürgeciliğe ve de haça boyun eğmemek yeterli sayılıyor. Öyleyse mana–i muhaliften yola çıkarsak, ılımlı/liberal müslüman sayılmanın ölçütü de sömürgecilikten ve de haça boyun eğmekten geçmektedir.
Batılılar için fanatizmin ve fundamentalizmin göstergelerinden birisi “şehitlik” kavramıdır. Bu nedenle kimi Batılı yazarlar, şehitlik konusundaki vurgusunu gerekçe göstererek Türk Ordusu’nun dahi fanatik ve fundamentalist bir damarının olduğunu iddia etmektedir.
Eski Başkanı Ronald Reagan’ın görevdeyken sarfettiği sözler, şehitlik kavramının, ABD siyasetine yön verecek kadar etkili olduğunu göstermektedir. Ancak Reagan, şehitlik kavramını tümüyle çarpık bir biçimde algılamaktadır. Şunu iddia ediyordu Reagan: “Yakın bir geçmişten bu yana, gerçek bir dinî savaşın çıkma ihtimaline şahit olmaktayız. Bu savaşın nedeni, Müslüman toplumların, Hıristiyan ve Yahudileri öldürme uğrunda hayatını kaybetmelerinin kendilerini cennete götüreceği düşüncesine yeniden sarılmış olmalarıdır.”(5)
Şehitlik kavramını hedef alma ve çarpıtma konusunda yerli misyonerlerin Reagan’dan geri kalır yanı yoktur.(6) Şehitlik ve gazilik kavramlarının kritik önemine ilk olarak Osmanlı topraklarına gelen Amerikalı protestan misyonerler dikkat çekmiştir. Amerikalı misyonerlere göre Osmanlı’ya hayat veren ideallerden birisi şehitlik ve gazilik idealidir. Yine Amerikalı misyonerlere göre Osmanlı’nın zayıf noktası ise ‘milletler sistemi’ ve ‘kapitülasyonlar’dır.(7)
Amerikalı misyonerlerin saptadığı Osmanlı’ya hayat veren idealler ile Osmanlı’nın zaaf noktalarının, Cumhuriyet Türkiyesi için de geçerli olduğunu düşünüyoruz. Şehitlik ve gazilik ideali, Türk askerinin birincil motivasyon kaynağıdır. ‘Milletler sistemi’ ve ‘kapitülasyonlar’ın bugünkü karşılığının ‘azınlıklar’ ve ‘küresel ekonomiye uyum’ olduğunu belirtmeliyiz. Küreselleşme ve Avrupa Birliği sürecinde içine düş(ürüld)tüğümüz ekonomik krizler daha doğrusu yıkımlar ve Kopenhag Kriterleriyle dayatılan etnik parselasyon projeleri Cumhuriyet Türkiyesi için birincil tehdit konumundadır.
Şunu özellikle belirtelim ki Amerika, “Müslüman” kavramını sosyolojik bir etiket olarak kullanmaktadır. Amerikan çıkarlarını zedeleyenler, Batılı bir yaşam biçimini benimsemiş olsa dahi fark etmez, yine de fundamentalist/ radikal Müslümanlar olarak tanımlanmaktadırlar.(8)
3. Küresel Din Projesinin Bir Parçası Olarak Dinler arası Diyalog Süreci
ABD’nin ve AB’nin iyi polis–kötü polis stratejisi burada devreye girmektedir. “liberal ve ılımlı” olarak tanımlanan Müslümanlar örtük bir Hıristiyanlık propagandası olan Dinler arası diyalog süreci ile “küresel din projesi”nin içine çekilmektedir. İyi polis rolünün halka karşı stratejisi ise bir beyin yıkama olan açık seçik bir Hıristiyanlık propagandasıdır.
Bu bağlamda “oryantalizm”i hatırlamadan geçmek olmaz. Oryantalizm, güya Batı’nın İslam’a akademik bakışıdır. Gerçekte ise oryantalizm bir kültür ve toplum mühendisliğidir. Başka deyişle oryantalistler, İslam dünyasını, Batı uygarlığının çıkarlarına göre yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır.
Burada şunu da belirtelim: Kimi oryantalistlerin bireysel olarak iyi niyetli olması bile onların emperyalizmin keşif kolu olarak kullanılmasına engel ol(a)maz.
Diyaloğun, misyonerliği ve misyoner örgütleri himayeyi gerektirdiğini de kaydetmeden geçemeyiz. Bunun simgesel göstergelerinden birisi Harran Sempozyum’unda sonradan Hıristiyanlığı seçen Eyüp Badem adlı bir Urfalı’nın torbasına doldurduğu İncilleri getirip rahatça konferans salonunda bulunanlara dağıtabilmesidir.(9)
4. İsimsiz Hıristiyanlık
Dinler arası diyalog süreci ile amaçlanan illa da açık seçik bir din değiştirme değildir, bir ara formül olarak ilk elde “din anlayışının” dönüştürülmesi yeterli bulunmaktadır. Eğer Hıristiyan ilahiyatının kavramları ile konuşursak “İsimsiz Hıristiyanlık”(10) amaçlanmaktadır dinler arası diyalog ile. Sebep basit, eğer Müslüman entelektüeller, “İsimsiz Hıristiyanlığı” benimser iseler kitlelerin de dönüştürülmesi de kolay olacaktır.
Müslümanların hıristiyanlaştırılmasının neredeyse imkansız olduğunu misyonerler daha ilk deneyimleriyle birlikte öğrenmişlerdi. Bunun üzerine misyonerler izledikleri yolu değiştirmiş, hıristiyanlaştırma yerine kendi amaçları doğrultusunda kullanabilecekleri sempatizan kazanmaya ağırlık vermişlerdir.(11)
Dipnotlar:
1) Küreselleşmeyi ayrı çalışmada etraflıca ele aldık. Bkz., Ali Karatepe (Ali Rıza Bayzan )–Mustafa Çiçek, “Küreselleşme Vahşi Kapitalizmin Yeni Maskesi mi?” başlıklı yazı dizisi, 11.10.2001–30.11.2001 tarihli Yeni Mesaj Gazeteleri. www.yenimesaj.com.tr; www.bayzan.net 2) Lester C. Thurow, Kapitalizmin Geleceği, Bugünün Ekonomik Güçleri Yarının Dünyasını Nasıl Şekillendiriyor?, İst.–1997, 2. bası, Sabah yay., s. 111. 3) Batılıların İslam ve Müslümanlar hakkındaki aktüel algılayışları konusunda bkz., Graham E. Fuller, Ian O. Lesser, Kuşatılanlar İslam ve Batı’nın Jeopolitiği, çev., Ö. Arıkan, İst.–1996, Sabah yay., s. 13–24. 4) Fuller, Lesser, Kuşatılanlar İslam ve Batı’nın Jeopolitiği, s. 20. 5) Fawaz Gerges, Amerika ve Siyasal İslam, çev., A. Emin Dağ,, İst.–2000, s. 111. 6) Örneğin protestan bir misyoner olan İsa Karataş’ın “Ağacı Yaşken Eğdiler” adlı kitabı, İst.–2000, Gerçeğe Doğru Kitapları, s. 129 vd. 7) Prof. Dr. Necmettin Tozlu, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Misyoner Okulları’, Yeni Türkiye, Osmanlı, Ank.–1999, Yeni Türkiye yay., V/331. 8) Bu bağlamda İslam’ı siyasal bir araca indirgeyen Harici zihniyetli akımlara dönük eleştirilerimizin saklı olduğunu ayrıca not edelim. Haricilik hakkında ayrıntılı bilgi için mezhepler tarihi ile ilgili kitaplara bakılabilir. Örneğin, Prof. Dr. İrfan Abdülhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, çev., M. S. Yeprem, İst.–1983, Marifet yay., s. 73–92. 9) www.m–fgulen.org/hosgoru/yazilar/ibcoz.htm 10) Bu kavram için bkz., Francis A. Sullivan, Salvation Outside the Church, USA–1992, s. 15; Baki Adam, “Dinler Arası Diyalog”, Din Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar, İst.–2000; MEB yay., s. 195. 11) Paul Fesch, Abdülhamit’in Son Günlerinde İstanbul, çev., E. Üyepazarcı, İst.–1999, Pera Turizm yay., s. 481 vdd.
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
9/5/2007 - BUSH'UN DİNSEL ÖĞÜTÇÜSÜ MİSYONER FALWELL'IN İSLAM HAKKIN |
Başkan Bush’un Crusader/ Haçlı Seferi Topu
11 Eylül’den sonra Başkan Bush, Amerikan halkını “Haçlı Seferi” ne çağırmıştı. Bush’un sözlerinde haçlı seferini ifade eden kavram “crusader” idi. Başkan Bush, sürç–i lisan ettiğini söyleyerek Müslümanlardan özür dilemişti güya.
Güya diyoruz; çünkü 11 Eylül süreciyle Bush, Amerikan Ordusu’na United Defense Industries (UDI) tarafından geliştirilen 12 milyar dolarlık “Crusader/Haçlı Seferi” adlı gelişmiş topların üretmesi için gerekli talimatı vermişti. (1)
Psikinalizin terminolojisini kullanırsak, Bush sürç–i lisan yoluyla bilinç–altındaki saldırganlık dürtülerini deşifre etmişti. Buna şaşmamak gerek. Çünkü Bush’un dinsel öğütçüsü olan Falwell de İslam’a karşı Haçlı seferi çağrısında bulunmaktadır. Dinlerarası diyaloğu sahiden diyalog sananlara ithaf olunur.
Bush’un dinsel öğütçüsü Falwell’in İslam hakkındaki hezeyanları
Şimdi Falwell’in paranoid hezeyanlarını Dinlerarası diyalog oyunun aktörlerinden olan Zaman’dan aktaralım: “Amerika’da yaklaşık 15 milyon mensubu bulunan Güneyli Baptist Kilisesi’nin önde gelen liderlerinden Papaz Jerry Falwell’in, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)’e ‘terörist’ yakıştırmasında bulunmasının yankıları sürüyor.
Papaz Falwell’in Başkan George W. Bush’a siyasi yakınlığı Beyaz Saray’ın da başını ağrıtıyor. Washington Post gazetesi, Bush’u, Falwell ve benzeri ‘İslam karşıtları’yla siyasi ittifak içinde olmakla ve bu tür beyanlarına şimdiye kadar sesini çıkarmamakla suçladı.
Papaz Jerry Falwell, Amerikan CBS televizyonunun yüksek reytingli programı 60 Dakika’da pazar gecesi konuşurken Peygamberimiz hakkında ‘vahşi bir insan’, ‘savaş adamı’, ‘terörist’ gibi ifadeler de kullandı. Falwell, ‘Bana göre Muhammed bir terörist idi. Onun vahşi bir adam, bir savaş adamı olduğuna kanaat getirecek derecede Müslüman ya da Müslüman olmayan kaynakları okudum. Kanaatimce İsa ve Musa, birer sevgi timsalidir. Muhammed’in ise tam tersi bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.’ demişti. (*)
Falwell’in izinde İslam’ı karalayan Amerikalı Protestanlar
Falwell’in bu sözlerine, Amerika’da ... iktidardaki muhafazakar–sağcı Cumhuriyetçi Parti’ye yakınlığıyla bilinen Ann Coultier gibi aşırı sağcı bazı aydınlar da açıktan destek veriyor.
Washington Post gazetesi, pazar günü yayınladığı editörün notunda, fundamentalist Protestan gruplarla yakın siyasi ilişkisi bulunan Başkan George W. Bush’u, Falwell ve onun gibilerin İslam aleyhine şimdiye kadar söylediklerine karşı ‘suskun’ kalmakla suçladı. Mutedil sol eğilimli bir gazete olan Washington Post, ‘dindar sağcıların’ kilit liderleri arasında saydığı Falwell, Franklin Graham, Pat Robertson gibi kimseleri ‘Başkan Bush’un en yakın siyasi müttefikleri’ olarak tanımlarken, şu ifadeleri kullandı: “Bunların dini saplantısının ve İslam karşıtı demagojisinin zehirli karışımı karşısında Sayın Bush kulakları sağır edici bir sessizlik içindedir.”
Bush’un manevi önderi olarak kabul ettiği ünlü Protestan vaiz Billy Graham’ın oğlu Papaz Franklin Graham ise, İslam’ı ‘çok şerir ve günahkar bir din’ olarak ilan etmişti. Güneyli Baptistlerin bu seneki kongresinde cemaatin eski başkanlarından Jerry Vines, Hz. Muhammed’e ‘çocuk istismarcısı’ hakaretinde bulunmuş ve Franklin Graham de bunu tasdik etmişti.
Fundamentalist Protestanların siyasi örgütü Hıristiyan Koalisyonu’nun kurucusu Pat Robertson da Peygamberimiz için ‘gözü dönmüş bir fanatik’, ‘soyguncu’, ‘haydut’, ‘katil’ gibi sıfatlar kullanmıştı.
Ancak, 11 Eylül’den sonra ABD’nin başlattığı savaşın İslam’a karşı olmadığını ispat amacıyla ‘İslam barış dinidir.’ diyen Başkan Bush’un ağzından bu beyanları kınayan bir açıklama çıkmamıştı.
Bu sözleri söyleyenlerin ‘kendi dillerini konuşan’ Başkan Bush’a ‘yakınlık duyan’ bir hareketin liderleri olduğunu kaydeden Washington Post’ta şöyle denildi: ‘Bu nedenle Başkan’a düşen, bunların büyük yalanlarına karşı sessizliğini bozmak ve onların söylemi ile kendi hoşgörü uygulamalarının arasına mesafe koymaktır. Bunların yaptıklarını görmezden gelmek, Falwell’lerin, Robertson’ların ve Graham’ların kendi çarpık öğretilerini ABD’nin başkanı üzerinden meşrulaştırmalarına göz yummak demektir. Başkan eğer onların sözlerini benimsemiyorsa, bunu ifade etmelidir.’ Falwell’in değişik yerlerdeki beyanlarına göre yönetimdeki diğer gözdelerinin başında Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve koyu Protestan Adalet Bakanı John Ashcroft geliyor. Bilindiği gibi Ashcroft, 11 Eylül’den sonra Amerika’da terörle mücadeleyi yürütürken Müslümanların sivil hak ve özgürlüklerine yeterince özen göstermemekle suçlanıyor.”
Hıristiyan dünya krallığının kurulması için İsrail’in muzaffer olması gerekiyormuş
Peki ama bütün bunların uluslararası politika ile ne ilgisi var diyeceksiniz? Bunun için haberin devamını okuyalım: “Jerry Falwell, mensubu olduğu Güneyli Baptistlerin çoğu gibi, ABD’nin Irak’a ve İsrail’in Filistin’e askeri operasyonlarını destekliyor. Güneyli Baptistlerin İncil yorumuna göre Hz. İsa’nın yeniden gelip dünyada krallığını kurması için İsrail’in Ortadoğu’ya hakim olması gerekiyor.
Papaz Falwell, Bush bu sene başlarında İsrail’den Filistin’deki askerlerini çekme çağrısında bulunduğunda bir protesto kampanyası düzenlemiş ve Beyaz Saray’a 100 bin e–mailin gitmesine vesile olmuştu.
Falwell, Hıristiyan Koalisyonu’nca düzenlenecek ‘İsrail ile Hıristiyan Dayanışması’ mitingine katılmak üzere bu cuma Washington’a gidecek. Mitingde konuşacaklar arasında Cumhuriyetçi Parti’nin aşırı sağcı kanadına yakın Kongre üyelerinden Tom De Lay ve senatör Jesse Helms de bulunuyor. Falwell ve arkadaşları, Bush yönetimini üzerindeki yoğun tesirlerini açığa vurmaktan çekinmiyor...”(2)
Çağdaş ve laik görünümlü Amerika’da gerçekte gizli bir devleti değil de ne o zaman?
Bush’un, Falwell’den aldığı gazla İsrail’le birlikte Ortadoğu’yu kana bulayacağı muhakkaktır.
Barzani ailesi, “Kürt Yahudisi”dir
Ve bizi ilgilendiren çok önemli bir not: İsrail kendi geleceğini garantilemek için Ortadoğu’da Uydu bir Kürt Devleti istemektedir. Bunun için de önce Irak ardından Suriye, İran ve Türkiye parçalanacaktır. Aşiret reisi Mesut Barzani sanır mısınız ki kendi aklıyla “Kuzey Irak, Osmanlı’ya olduğu gibi Türk Ordusu’na da mezar olur” desin.
İlginç bir tesadüf ya (!?) Barzani’nin soyunu yukarıya doğru izlediğimizde sülalede karşımıza “hahamlar” (Yahudi din adamları) çıkmakta. Meğer Barzani ailesi, “Kürt Yahudisi” imiş.(3)
Dipnotlar: 1 ) Adam Ironhouse, Bushlar’ın Gizli Tarihi, çev., Kemal Okuyan, Ank.–2002, Kim yay., s. 241. (*) Falwell’in hezeyanlarını içeren konuşma metni kendi web sitesinde de yer almakta. Bkz., www.falwell.com/historical_data.htm 2) Ali Aslan / Washington, Peygamberimiz’e hakaret eden ABD’li papaza tepki yağıyor 08.10.2002 tarihli Zaman. 3) “Kürt Yahudisi” olur mu demeyin; “Türk Yahudisi” de vardır; bugün İsrail’de 15.000 civarında Karaim Türk’ü vardır ki, Karaimler, ırken Türk, dinen Musevi’dir. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
9/5/2007 - MEKTUP ÖRNEKLERİ |
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla Allah'ın kulu ve Peygamberi Muhammed (as)'dan Rumların büyüğü Herakl'e:
"Hidayete uyup doğru yola gidene selam olsun. Sizi islam'a davet ediyorum. Müslüman olunuz, selamet bulursunuz. Allah ecrinizi iki kat verir. Bundan yüz çevirirseniz dalalette kalan bütün halkın vebali size yüklenir. Ey Ehl-i Kitap! Geliniz, sizinle aramızda ölçü olan kelime üzerinde birleşelim ki, Allah'tan gayrisine kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'tan gayri Rab edinmeyelim. Şayet bundan yüz çevirecek olurlarsa de ki, hepiniz şahit olun, biz işte Müslümanız." (Al-i İmran, 3/64).
***
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed (as)'dan Fars'ın ulusu Kisra'ya:
"Doğru yola gidenlere Allah ve Resulüne iman edenlere bir Allah'tan başka hiçbir mabut olmayıp O'nun şeriki bulunmadığına Muhammed'in O'nun kulu ve peygamberi olduğuna şahadet edenlere selam olsun.
Ey Kisra! Allah dini Müslümanlığa davet ediyorum. Çünkü Ben bütün insanlara peygamber gönderildim. Hayatta olanları inzar etmek/korkutmak ve kafirler üzerinde ihkak-ı hak etmek için.
Ey Kisra! Müslüman ol ki, selamete eresin. Olmazsan Mecusi kavminin günahı boynuna olsun".
***
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla Allah'ın Peygamberi Muhammed (as)'dan Habeş Meliki Necaşi'ye:
"Ey Melik! Müslüman olmanı dilerim. Ben senin namına Allah'a hamd-ü sena ederim. Ve şahadet ederim ki, Meryem oğlu İsa Allah'ın kulu ve kelimesidir. Allah o kelimeyi ve ruhu Meryem'e nefhetti. Ve bu surette Meryem İsa'ya hamile kaldı. Ve böylece Allah ruhuyla ve nefhasıyla İsa'yı yarattı. Nasıl ki, Adem'i de Allah kudret eliyle yaratmıştı.
Ey Melik! Seni eşi ve ortağı olmayan bir Allah'a imana ve O'na ibadete ve Bana uymaya ve Allah'tan gelen şeylere imana davet ediyorum. Çünkü Ben, Allah'ın bunları tebliğe memur resulüyüm; seni ve askerini Aziz ve Celil olan Allah'a davet ediyorum. Şimdi Ben size (İslami esasları) tebliğ ettim ve nasihat eyledim. Siz de nasihatimi kabul ediniz. Doğru yola gidenlere selam olsun".
***
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed (as)'dan Kıbt milletinin ulusu Mukavkıs'a:
"Selam hidayet yoluna giden kimselere olsun. Bu dua ve temenniden sonra derim ki; seni İslam camiasına ve dinine davet ediyorum. Müslüman ol ki, selamete eresin ve Müslüman ol ki, Allah ecir ve mükafatını iki kat versin eğer bu davetimden yüz çevirirsen Kıbt kavminin günahı boynuna olsun. Ey Ehl-i Kitap! Bizimle sizin aranızda müşterek olan bir söze (Tevhid kelimesine) geliniz. Birleşip Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rab edinmeyelim. Eğer Kıbt kavmi bu tevhide yüz çevirirse, ey Müslümanlar! Siz de onlara: "Şahit olunuz ki, biz Müslümanlanız" deyiniz".
Mukayese edesiniz diye, Hz. Muhammed (as)'m çoğu Hıristiyan devlet başkanlarına gönderdiği mektupları size sundum.
Nüfuz ve saltanat açısından Papa cenaplarından çok daha güçlü kimselere gönderilen bu mektupların muhtevasını, sayın Gülen tarafından Papa'ya sunulan mektubun muhtevasıyla bir kıyaslayın lütfen.
Bazı "kardeşlerin" iddia ettiği gibi, Papa cenapları bu mektupla Müslümanlığı kabul eder mi? Onu da düşünün.
"Papa başta olma üzere bir çok papaz çoktan Müslüman olmuş, ama gizliyorlar" yalanını inşallah bundan sonra iddia etmezler.
"Pek muhterem Papa cenapları,
Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların, dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zat-ı alilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz Ur şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.
İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret, bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak Ur diyalog imkanını bağrına basacaktır. Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır, O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.
Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığım acizane ifade etmek isteriz. Amacımız; bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir a-raya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.
Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetler arası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağlan güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.
'Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz.' Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarınızın ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabili- riz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksınız serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir. Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.
Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesindeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.
Önerilen programlar, aşırı büyük isler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum, bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun."
(M. Fethullah Gülen/Rabb'in aciz kulu/9 Şubat 1998). |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Papa II. Paul: "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım." "Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir."
Fethullah Gülen: “Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Ko
Kategoriler
Arkadaşlarım
|